30 Eylül 2009 Çarşamba

ekmek bulamazsan pasta ye !



haftasonu başımıza gelenler pişmiş tavuğun başına gelmedı eminim. efe'nin amcası Bilecikte oturuyor. bilenler bilir eskısehıre 1.5 saat uzaklıkta. o kadar ısrar etmelerıne rağmen biz kıçımızı kaldırıp gidemıyoruz. 40 yılda bir canımız ısterse 1 ay onceden plan yapıp gıdiyoruz. zaten anlamadım kimin amcası yengesı,ben daha ilgiliyim maşallah. neyse yine çok ısrar ettiler, dayanamadık kalktık gittik cuma günü. aile ortamını özlemiş olan ben kedi gibi oldum valla. evin kızı modunda sektire sektire masalar hazırladım, bulaşık yıkadım, onların mutlu evliliğinin büyüsünden olsa gerek efeyi daha bi sevdim, hiç öyle şımarıklık yapmadım.

2 gün super geçti, pazar günü artık gitme vakti dedik. amca ve eşi inanılmaz tatlı insanlar. tutturdular arkanızdan su dökmemek olmaz inelim aşağıya diye, peki dedik. tam dolmuşa binicez amca nasıl ısrar ediyor, öğrencisiniz yavrum alın harçlığınız diye. biz öyle artistizz ki, bizim paramız var diye beylik yapıyoruz. cidden paramız var. ama bankada. benim hesapta hiç yok tamam ama efe bayaa zengin. neyse bindik dolmuşa, efede 5 lira para var, bende efe parayı verirken diyorum ki sevgilim ben dün çantamın diplerine doğru bi 5 lira görmüştüm, aklıma geldi dur bi arıyım. efe delirdi yeri mi şimdi yahu dökiceksin koca çantayı üstüme, eve gidince bul kıymetli 5 liranı diye. tamam dedim. dikkat derseniz hala uysalım hiç öyle çemkirmiyorum, aile ortamı çarptı.

dolmuştan indik, 3 liramız kaldı ama sorun değil ki şimdi çekicez parayı, alıcaz biletleri diyoruz. garantinin önüne geldik amcanın biri bıdı bıdı konuşuyor, noldu dedik bankamatik bozuk dedi. şaka gibi ayol, sadece 3 liramız var ve bankamatik bozuk diyor. ben uysalım ya, olsun sevgilim otogar 5 dakika hadi yürüyelim, kartla alırız diyorum. durumun ciddiyetinin farkında olmayan ben, canım feci dondurma istiyor diye söyleniyorum. efe alıcak ama bi taraftanda izin vermiyorum, bilet alalım sonra diyorum. 3 liraya bilet alınır ya:) neyse vardık otogara, ismail ayazı da sevmem ama hadi neyse dedim. adam, otobus 30 dakika sonra kalkıcak 40-41 numara dedi. ben gidemem çok arka, hem saati geç diye trip yaptım 2 dakkada. canım sevgilim peki o zaman buzluya bakalım dedi, gittik yer var, 15 dakika sonra bi de. efe kartı çıkardı, adam kredi kartı geçmiyor abi dedi. kıçımıza baka baka ismail ayaza geri döndük, versene abi bize o 2 koltuğu dedik. adam karta baktı bize baktı. kart geçmiyor dedi. otogarda post makinası yokmuşşş!!!!!!!

cebimizde 3 liramızla kalakaldık. pratik zekalı sevgilim trenle gidelim belki orda geçiyodur kart dedi. dikkat ederseniz belki diyor. ve istasyon o kadar ters bi yerdeki 3 liramızın 2 lirasını dolmuşa verince kart geçmezse bile geri dönemeyiz amcalara. sonunu düşünen kahraman olamaz diyip tekrar bindik dolmuşa. tren saatine 25 dakika var. sorduk kart geçiyomuş, efe sırada ben 5 liranın derdindeyim. kafamı bavul çantama sokup buldum, ayy bi sevindim bi sevindim. define buldum sanki. efeye dondurma almaya gidiyorum hadi ben, çukulatalı alıyorum sana da dedim, gittim. büfeye doğru yürürken birden aklıma geldi ya bişi olurda kartla ödeyemezsek diye, o sırada telefonum çaldı. efe şapşal sevgilim dön hadi kart geçmezse naparız diyodu:=)

efe sorunsuz bi şekilde biletleri aldı. sonra da bana dondurma. kaldı 1 liramız, dondurmadan artmadı malesef. o artan efenin dolmuş parasının üstüydü:=)

bu maceralı yolun sonunda eve vardık. kapının önünde amcanın biri ceviz satıyordu. ayy canım istedi dedim, romantik sevgilim 1 lirasıylann bana ceviz aldı. 5 tane geldii gelmedi. ehii:=)
nasıl acıkmıştık eve geldiğimizde. ben bişiler hazırlıyım dedim, ekmek yok, para da yok. şaka gibi ya ! efenin yengesi biber dolmasıyla pasta yapmıştı bize. evet bizde tahmin ettiğniz üzzre ekmek bulamadık ve dolmayla pasta yedik.:==)

22 Eylül 2009 Salı

şarkılar seni söyler, dillerde nağme adın...


Traş olmak kimine eziyet gibi gelir, benim ise en büyük keyfim. Önce bir kez uzayan sakallarımı keserim, şöyle sağdan soldan bir bakar zemin etidünü yaptıktan sonra 2. kez traş olurum. Yamuk yumuk tarafları düzeltir, imajımı tazeler, kendimi sever-sevdiririm... Traş bitiminde mis gibi losyonumu sürerim, kendimi ipeğe öptürürüm ki bazen o ileri gidip resmen yalamaya kalkar hayvan :) falan filan.. işlem genel olarak böyle.. tabii bunları yaparken şarkı söylemeye de bayılırım... geçende yine bu biçim traş oluyorum, bir yandan da çok sevdiğim grup vitaminin şarkılarını mırıldanıyorum.. bu seferki şarkı -ŞAŞIRMAYIN-... bilenleriniz vardır belki şaşırmayın'ı.. çok keyifli bir parçadır... ben şu kısmı tutturmuş tekrarlıyorum...

ceplerinde marlboro
çakmaklar zippo

levis'ın üstüne ipek giymiş kro,


ama sadece burası, şarkının gerisi gelmiyor aklıma... ipek bunu içeriden duyuyor ama neresini duyuyor.... ipek giymiş kro... tabii basıyor çığlığı EFEEEEEEEEEEEEEEEE ne dedin seeeeeeeeeeennnnnnnn... ben de bir an salakladım, ne dedim ben şimdi, birşey demedim ki, acaba daha önceden birşey dedim de onu mu duydu filan böyle ben de panik oldum hatta o panikle de sakala biraz fazla girdim, imajı hafiften zedeledim... göt korkusu işte afedersiniz :)

- ne dedim yaaa....
- ipek olmuş kro mu dedin sen?
- ne krosu yaa ben sana kro olmuş dermiyim, nerden duydun yaaa, yok öyle bişey yaa...
- nasıl yok yaa aaaa bi saattir söylüyosun!!! ( burada bakışlarını alnımın çatına çatına vuruyor, sanırım elindeki televizyon kumandasını nereme vuracağını kestiriyor gözüne )
- ben öyle bişey demedim yaaaaa saçmalama! ( bir kadına şişman olduğunu söyleyin ama sakın kro olduğunu söylemeyin, tavsiyem... )
- dedin işte duydum gerizekalı bir saattir söylüyosun!!!...
- şarkı söylüyorum ben yaaa...
- ne şarkısı? söyle bakiyim...

başlıyorum tekrarlamaya...

ceplerinde marlboro
çakmaklar zippo
levis'ın üstüne ipek giymiş kro,

bende jeton anca düşüyor, ipek yanlış anladığına gülüyor, ben hem jetonuma hem de ipeğe gülüyorum... derken ipek şarkını devamını getiriyor...

ruhu odun,gövde ağaç,kafası sunta
altın semer vursanda,zonta yine zonta




banyonun yankısıyla beraber apartmanı, tüm mahalleyi hatta tüm şehri kahkaha sesi alıyor.. o derece gülüyoruz... gözümüzden yaşlar geliyor, ipek küvetin kenarına oturarak gülyordu ki küvetin içine düştü bir de ona güldük...

Allahı'm sen niye bana bu kadar şapşal bi sevgili verdin yareppim.. :)) ama seviyorum salağı... canım yaa... ( yazarken bile çok güldüm ipeküm (((: )

17 Eylül 2009 Perşembe

ellerim tombik tombik


biz hep çok eğleniyoruz bu bi gerçek ama ben en çok dışarı çıkmadan önce eğleniyorum. ben bi türlü hazırlanamıyorum, ne giyeceğime karar veremiyorum, saçım başım bi hale şekle girmiyor.
(belimde, kıvırcık ve normal insan saçından 3 kat daha fazla saçlara sahibim de)

efe'ye 15 dakıka sonra hazırım dıyorum 1,5 saat sürüyor. bi de o arada çok rahatım, adam zaten çıldırmıs halde ben öyle bi şarkı söylüyorum ki, efe duyar duymaz kendini benden en uzak köşeye ışınlıyor:=) işte sizlerinde seveceğini tahmin ettiğim güzide şarkımız.:=)))
(sesimi kaydedip yayınlıyım mı dedim efe'ye, dalga geçti domuzz.oysa ben çok ciddiydim ühhühhhü)

Ellerim tombik tombik
Kirlenince çok komik
Kirli yuzler sevilmez
Guzelligi gorulmez
Saclarim bakim ister
Hele disler hele disler
Uzamasin tirnaklar
Kirlenmesin kulaklar
Cok kosup da terleme
Soguk sulardan icme
Sonra hasta olursun
Arayip doktor bulursun
Doktor gelir odana
Igne yapar popona

16 Eylül 2009 Çarşamba




kavuşma anımız aynen şöyle bir diyaloga sahne oldu:=)


efe : naber moruk? çok özledim lan seni.


ipek : sorma hacı, bende:=) sensiz kolum kanadım kalkmadı. depresyona girdim resmen, bi daha bırakıp gitme beni.
(burdaki sarılma esnasında geberiyorum sandım, öldürecek kadar sıkı sarıldı nefesimi kesti, mutluluktan da insanın nefesi kesilir ya, biraz da onla karışık bişiydi)

ipek & efe :UYUYAMADIM.....!

(devamını getiremedik. aynı anda söyledik bunu, bizim hep böyledir zaten aynı anda düşünür aynı anda konuşuruz. ama bu başkaydı. beni ağlatıcak kadar başka)


sonrasında bol miktarda öpüştük, koklaştık, seviştik...efe'mmm geldi ya tekrar sevdim seni blogcan, yazma aşkım kabardı. yine yazıcam hergün, affettiricem kendimi. sözz!!! ama şimdilik yeter bu kadar. sevgilimi yicem biraz daha. doyamadık henüz birbirimize. öpcükler.


ipek:=)

yanlış sanılsamalar içindeymişim de haberim yokmuş...



Sanıyordum ki ipekten bir süre ayrı kalınca biraz kafa dinlerim.

Sanıyordum ki aile saadeti içerisinde harmanlanırım.

Sanıyordum ki ipek beni özler, özlemini blogda paylaşır, ben de gurbet ellerde okur mutlu olurum, götüm kalkar.

Sanıyordum ki ipek bu ayrılık süreci içerisinde azar, üzerime atlar.

Sanıyordum ki ipeksiz galatasaray maçını izlemek süper olur.

Sanıyordum ki bu sanmalar ne kadar da güzel... meğer çok pis yanılıyormuşum...


İpek beni el sallayarak uğurladıktan sonra içim burkulmadı değil ama bir yandan da aile saadeti yolcuğulun başında tüm vucudumu titretmişti. Annemin güzel yemekleri, babamla atışmalar gülüşmeler laf sokuşmalar çılgın eğlenceler... herşey harika olacak gibi geliyordu... aslında öyle de başladı...


memlekete vardığımda elleri hamur kokulu anam, tüm bedeni toprak kokulu babam beni karşıladı ( tamam lan ajitasyon yapıyorum, bildiğin parfüm kokuyorlardı.. hele babam, ona geçenlerde yolladığım parfümü bocalamıştı üzerine... hani bak sıkıyorum, çok sevdim gibisinden.. neyse.. kapa parantez.. ) anne en sevdiğim yemekleri yapmıştı bile eve dönerken de arabayı ben kullandım baba kitledi dreksiyonu bana yine.. "al bakalım evlat sen götür bizi"... iyi peki.. gittik eve.. babam yemek yememi beklemeden en sabırsız hali ile ağırmaya başladı bile... "hadi oluuummm gel de vereyim şu tavlayı eline..." yaa baba bi ur yemek yiyim di mi... yok bir de yenilince çok pis sinir yapıyor... neyse o güzel yemekleri yedim, miğdem bayram etti, sonra oturduk babayla tavlaya 5-3 yendim çıldırdı yine.. eşşoleşşek büyüd de babasını tavlada yeniyor, ben öğrettim lan sna bu oyunu kerata, ben sana şans verdim yoksa yenemezsin vırt zırt bir dünya laf.. ama çok eğlendim çok güldüm... ayrılığn şu zamana kadar olan kısmı güzeldi ama bir yandan da ipek ne yedi acabaa.. napıyodur şimdi diye de düşünmedim değil... koca yüreği işte... ( ahahaa kocasının gülü... )


sıra geldi yatıp uyumaya, bir ana kuzusu olarak annemim öpüp koklamalarından sonra odada yalnız bırakıldım. odamı özlemişim açıcası. tavanı izledim, lise günlerimden kalma gitarıma baktım -aynı köşesinde duruyordu öyle, sanki uzun süre onu yalnız bıraktığım için küs gibiydi bana- neyse sonra uyuyayım artık dedim, sağa dön yok, sola dön yok, göt üstü, yüz üstü, amuda kalkma, başüstü yatma derken uyuyamadım... saatler geçti yok... içimden şarkılar söylüyorum, koyunlar sayıyorum, yok yok yok.... gitarı aldım elime gecenin bir yarısı tıngır tıngır... neyse biraz gitarla uğraştıktan sonra uyurum sandım tekrar yattım yok... olmuyor olmuyor... uyuyamıyorum... ipeğe mesaj da atmıyorum uyumuştur şimdi uyanmasın diye... kitap aldım, söylemesi ayıp 120 sayfalık kitabı bitirdim yine yok... yok ki yok... bir gram uyku yok... o an anladım ki ipeksiz uyuyamaz olmuşum....


öyle böyle sabahı ettim ben.. bir ara dalmışım artık ama uyuyamadım işte... 2-3 saat ya uyudum ya uyuyamadım.. aslında uyumak da denmez ya benimkine neyse... sabah oldu bir boşluk var... birşey eksik... yok birşey yok.. kalktım su içtim evin içinde dolanıyorum.. birşey yok.. birşey eksik... bavulumu kurcaladım, bilgisayarı açtım kurcaladım.. birşey yok ama ne... ipek yok... tamam bu büyük bir eksik ama ipekden başka bişiy yok... ipekle olan birşeyin olmadığını dakikalar sonra anladım...


ipeğin en çok sevdiğim hali uykudan uyandığı halidir... uyumaktan dudakları şişmiş, mis gibi kokan o mahmur hali... o şişmiş dudaklardan öpmeden, mis gibi kokusunu içime çekmeden, sımsıkı sarılmadan güne başlamak benim için adeta ızdırap! evet ızdırabın içindedim....


aldım elime telefonu hemen ipeği aradım, o uyulu sesiyle cevap verdi, konuştuk, mutlu oldum.. blogu sordum.. gidişinde yazdım birşey o kadar dedi... iyi dedim ben yokum ya şimdi çekiştirirsin beni yazarsın bişiyler dedim, gülüştük filan ama döndüğümde baktm ki o da yazmamış birşey... neden yazmadın diye sordum, sensiz hiç tadı çıkmıyor dedi... hatta bir ara blogu kapatmayı bile düşünmüş... kıyamam bitaneme... onsuz günler aile saadeti içinde ama eksik geçti... bir yanımı onun koynunda bırakmışım meğer, çok canım yandı dostlar... ama süper havuştuk, çok pis sarıldı bana, o biçim öpüştük filan... canım benim yaa... ay lav ipek...









10 Eylül 2009 Perşembe


Efe gitti... az önce yolcu ettim, el salladım, biraz ağladım, su bile döktüm otobüsün arkasından. Ailesinin yanına gitmesi gerekti, pazartesi dönücek. özlicem aslan parçası sevgilimi. iyi de olacak aslında, her daim göt göteyiz! sıkıldık diyemem ama bu moddan çıkmamız gerekiyordu. evet evet iyi oldu. az sonra anlatacağım olaydan sonra evet ipek haklıymışsın diyeceksiniz.
Ben malumunuz maymun iştahlı bir bünyeye sahibim. tutturdum ben italyanca öğrenicem diye. adamlar alışkın bana, o kursa çok kez kaydoldum ama gitmedim, senetler olduğu içinde götümün korkusundan tonla para ödedim hep. bu sefer konuştum baştan, italyanca bu boru değil, birkaç derse girerim, yerse devam ederim diye. kabul ettiler. gittik efeyle bana pokemonlu defter bile aldık, nasıl hevesliydim taa ki derse girip beceremiceğimi anlayana kadar. 15 dakika dayanabildim, efeye mesaj attım.
ipek : sevgilim, ben seni çok özledim,boşverelim yahu italyancayı falan,herkes italyanca mi biliyor sanki, hem ne işime yarıcak ki? sen en iyisi gel al beni.
(3 gün boyunca italyanca kadar muhteşem dil mi var bee diye çemkiren ben değildim sanki, feci utandım şimdi)
efe : hayatım atla bi taksiye gel işte, yorma beni.
ipek : iyi !!!!
efe : yorgun olmasam gelirim biliyorsun,tafra yapma bana.
ipek : tafra yapmadım, iyi tamam gelirim işte diyorum!!!
efe : o ünlemler neydi? 3. boğaz köprüsünün bacakları mı?
İpek : farkında olmadan yapmışım !!!!!!
efe : farkında olmadan öperim:=)
ipek : bok öpersin hadi addio efe addio !!!!!!! (görüşürüz dedim, pek havalı yahu)
Bu mesajların sonunda ben derste kalmaya devam ettim. efe eve döneceğimi sandığı için beklemiş beklemiş gitmeyince merak etmiş. telefonumu da kapatmısştım derse konsantre olmaya çalışıyordum, efecik çıldırmış. yorgun haliyle çıkmış gelmişş,kıyamammm, nasıl da üzüldüm:ppp

Bunu şimdi niye anlattığımı anlamışsınızdır. kendimize ait bi hayatımız kalmadı pek. ben ipek değilim o efe. biz hep ipekle efeyiz. banyo yaparken bile adam yanımda olsun istiyorum. klozetin üstüne otursun öyle konuşsun benle boş boş, sesini duymadığım anda çıldırıyorum. o da öyle aslında o kahrolası maçlar dışında.
şimdi ben ipek olduğumu hatırlayıp tek başıma sinemaya,tiyatroya gitmeyi, odunpazarına gidip çılgınlar gibi fotograf çekmeyi, kızkıza oturup dertleşmeyi, onları bize çağırıp onlara yemek yapmayı istiyorum. haa bi de efe yokken yatakta enine yatıyorum yaa. en keyiflisi bu galiba:=) yine de çabucak gitsin gelsin efecan, dayanamam fazlasına, çok özlerim, ağlarım. çok seviyorum onu, henüz 1 hafta oldu ama bizi okuyan, yorum yapan sizleri de. öpücükler.
ipek !!! ( biri bana yapma diyince bişiyi, neden böyle oluyor? cidden istemsiz yaptım o bacakları:=) muck efe !!!!!!!!!!!!

9 Eylül 2009 Çarşamba

bir sürü haller içinde halim


her an tetikteyim artık, konuşmaya korkar oldum yahu. adam otu boku yazmaya başladı. kanser olduğumu düşündüğüm anda bile bundan prim sağlama derdindeymiş! hain! ben kaç ay ömrüm kaldı diye düşünürken o içinden, ne yazsam lann diye düşünüyordu belki de, boş boş bakıyordu zaten yüzüme, ben de çok tırstı ölücem diye canım sevgilim, bak mal gibi oldu diyordum. ah saf ipek ahh.

korktuğum da başıma geldi zaten, vol.1 yazmış yaaa!!! demek ki diğer vukuatlarımı da yazacak, devamını getirecek. getirilmeyecek gibi de değil şimdi ,ben olsam yemez içmez oturur hepsini yazardım bir gecede. karşısında benim gibi bi cevher varken iyi sabrediyor aslında. her anım olay ! ama emin olun onun ki de öyle.

şimdi yazardım da dişim ağrıyor gibi. gibi diyorum çünkü emin değilim. psikolojikte olabilir, her taşın altından şu psikolojim çıkmıyor mu deliriyorum. annem geliyor mesela, karşılamaya gidiyoruz efeyle, ben orda otobüsleri falan görüyorum, yolculuk moduna giriyorum ya anında çişim geliyor. koşuştura koşuştura o iğrenç otogar tuvaletlerine gidiyoruz, paçalarımı kıvırıp ya allah bismillah diyip giriyorum içeriye, bekle bekle tek damla bişey yok , psikolojik (efeye de ohh aşkım nasıl rahatladım walla bi işedim ki foş foşş diyorum) uçağa biniyoruz, 10 dakika geçiyor geçmiyor, efe diyorum idrar torbam sarktı, o kadar çişim var kii, biliyorum ya uçak tuvaletleri küçük hani, gitmesi zor, çiş yapması daha zor, geliyor işte. psikolojik. regl olmama 2 gün var diyelim ve biz sinemadayız. filmin orta yerinde efe'ye; sanıyorum regl oldum, rezil olucaz kalk gidelim bi bakalım durum nedir demişliğim de çoktur hani. kendimi milyon kez hamile sanmamı söylemiyorum bile. ama midemde suç, bulanmasın o da öyle hamile gibi öğğrrrk ööğğrrkk. herşey psikolojimle alakalı, yoksa ben gayet katlanılması kolay bir kadınım. bakınız adımdan anlaşılacağı gibi İPEK gibiyim.

*bu kadar yazacağımı bilsem, efe'yi yazardım, intikam almış olurdum en azından. dişim falan da ağrımıyormuş bu arada, iyi ki varsın blogcan, derdimi tasamı unuttum walla:=)
ipek

sevdiceklerimiz